Emeklilik yaşı
çalışma ekonomisi alanının en önemli tartışma alanlarından biri olmasının
yanında sosyal politika aracı olması rolü ile de siyasetçilerin ilgi alanına
girmektedir. Sosyal güvenlik açıklarının kapatılması için bu konuda yeni
çalışmalar başlatıldığı medyanın gündemindeydi. Bu anlamda yapılmış olan çalışmaları ve mevcut
durumu hatırlamakta yarar var.
Ülkemizde büyük Marmara
depreminden bir hafta sonra 25.08.1999 tarihinde kabul edilen 4447 sayılı
kanunla reform süreci başlamış, devamında sancılı bir süreç sonunda 5510 sayılı
kanunla da sosyal güvenlik tek çatıda toplanmış ve süreç tamamlanmıştır.
İlk defa 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlı
Sigortası Kanunu’na göre sigortalı sayılanlar için “Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olmaları ve en az 9000 gün
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması şartıyla
yaşlılık(emekli) aylığı bağlanır. Ancak, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının
(a) bendi kapsamında(eski adıyla ssk’lılar) sigortalı sayılanlar için prim gün
sayısı şartı 7200 gün olarak uygulanır.” Yani eski tabirlerle emekli sandığı ve
bağ-kura tabi olanlar 9000 gün, ssk’ya tabi olanlar 7200 gün prim ve yukarıda
yazan yaş şartını yerine getirmek zorundalar. Prim gün sayısını 2036 ve
sonrasında dolduracaklar için ise emeklilik yaşı 2048’e kadar kademeli bir
şekilde artacak ve ”65” olacak.
Ancak 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olanlar için ise emeklilik
şartı, sigorta başlangıcı, ödenmiş prim gününe bağlı olarak kademeli bir artış
gösteriyor. Kademeli geçişin detayları ise 01.06.2002’de yürürlüğe girmiş olan
4759 sayılı kanunla belirlenmiş durumda. Her ne kadar emeklilik yaşı
yükseltilmeye çalışılmışsa da bu geçiş tedrici olduğundan hedeflenen yaşın tüm
toplumda ya da toplumun çoğunluğunda vücut bulması için 20 yılın üzerinde bir
zamana ihtiyaç var. Zira 58-60 ve kademeli olarak 65 yaşın geçerli olabilmesi
için işgücü piyasasının da 1999 sonrası işe başlamış olması gerekiyor.
AB ÜLKELERİ VE ABD
BİZDEN DAHA AZ YIL EMEKLİ MAAŞI ÖDÜYOR
Şu an ülkemizde ortalama emeklilik yaşı 48- 50 dolaylarında.
Ortalama ömür ise bayanlarda 77 erkeklerde 73. Yani mevcut şartlarda ülkemizde
emekli olan bir kişi ortalama 25 yıl emekli maaşı alıyor. Tabi ki 90’lı yıllardaki düzenlemelerle bayanların
38 erkeklerin 42 yaşında emekli olabildiğini de hesaba katarsak çalıştığı
sürenin iki katı kadar emekli maaşı alabilenlerde mevcut. Ülkemizde yapılan ilk yaşlılık sigortasında
ise emeklilik yaşının 55 olduğunu ve bunun daha sonra siyasi bir araç olarak
kullanılarak düşürüldüğünü hatırlatmak isterim.
ABD’de en düşük emeklilik yaşı 62 ve ortalama ömür 78 yıl. Avrupa
Birliği ülkelerinin hemen hemen hepsinde emeklilik yaşı 65 ve ortalama ömür AB
genelinde 79,5 yıl. Bu gerçekler göz önüne alındığında ülkemizde işgücünün en
verimli dönemlerinde emekli olduğunu ve gelişmiş ülkelerden bile daha uzun
yıllar emekli aylığı aldığını söyleyebiliriz. Ancak mevcut üretim
yapımız(rekabetten uzak, markalaşamayan, ithalata dayalı) devam ettiği sürece
emekli olamayan işgücünü istihdam etmekte zorluk çekme ihtimalimiz de söz
konusu. Bu konu çok daha kapsamlı bir ampirik çalışmayı gerektiriyor.
OECD’nin en verimsiz
işgücüne sahibiz
TİSK’in sunduğu bir
araştırmaya göre işgücü verimliliğinde ABD tam 6 kat AB ülkeleri ise 4 kat
üzerimizde bulunuyor. Bunda kuşkusuz ki ücret politikaları, toplam kalite
yönetimi, eğitim, üretim faktörleri mevcudu, yaşam kalitesindeki farklılıklar
gibi birçok etken var. Ancak yetişmiş bir işgücünün ayrılarak aynı verimde
yenisinin yetiştirilmesi, reel sektör için uzun zaman ve maliyet anlamına
geliyor. Bu da kısır döngünün devamına katkı sağlıyor.
Aktif/Pasif Oranı
Bunlara ek sosyal sigortacılıkta aktif/pasif oranı denen
daha basit ifadesiyle kaç çalışanın bir emekliyi finanse ettiği oran oldukça
önemli. İdeal oran dört çalışanın bir emekliyi finanse etmesi şeklinde. Ancak
ülkemizde 1,95 yani yaklaşık iki çalışan bir emekliyi taşıyor. Yani ülkemizde
emekli sayısı çok fazla ve bu kişiler gerek emekli aylığı, gerekse sağlık
harcamaları ile prim ödemeden sosyal güvenlik sisteminden yararlanmaktalar.
Emekli sayısının fazlalığı da aktüeryal denge denilen toplanan prim-yapılan
ödeme ve harcama dengesinin bozulmasına neden olmaktadır.
YAŞ YÜKSELİYOR MU?
Medyada 99 öncesi sigortalı olanlardan 2015 ve sonrasında
emekliye ayrılmayı düşünenler için yaşın 53’e yükseltileceği yönünde haberler
yer aldı. Bunun gerçekleşmesi birçok kişinin emekliye ayrılmak için veya aylık
bağlanması için biraz daha beklemesi anlamına geliyor. Bu anlamda yapılacak
düzenlemeler seçmen tercihlerini etkileyebilecek düzeyde. Ancak aktüeryal denge
ve sosyal güvenlik açığı yönünden çok ciddi sıkıntıların olduğunu da göz ardı
etmemek gerekiyor.
İnsani Kalkınmışlık
İndeksinde Çok Gerideyiz
2011 yılı Birleşmiş Milletler İnsani Kalkınmışlık İndeksi
verilerine göre 92. Sırada yer almışız. İndeks eğitim, sağlık ve gelir düzeyi
ölçütleriyle belirleniyor. Bu ölçütlerde en yüksek dereceyi 1 üzerinden 0.85
ile sağlıkta almışız. Ancak eğitimde bu oran 0.58/1 ile oldukça düşük. İran,
Ermenistan, Gürcistan, Yunanistan, Çin, Brezilya, İsrail, Meksika, Rusya,
Katar, Orta Afrika Cumhuriyeti, Botswana…. gibi birçok ülkenin gerisindeyiz.
Fert başı milli gelirde ise 0.68 /1 (12.246 USD) ile vasat bir görünümdeyiz.
Ancak gelir dağılımı adaletsizliğinde 0.54/1 ile çok kötü bir durumda
olduğumuzu görüyoruz. İnsani kalkınmışlık endeksini neden verdim? Çünkü
maalesef ülkemizde yaşam kalitesi düşük, gelir dağılımı adaletsiz ve ülkemizin
insanları AB, ABD, veya zengin Arap Ülkelerin (Katar, BAE, Suudi Arabistan
v.s.) vatandaşları kalitesinde bir iş ve emeklilik yaşamı süremeyebiliyor.
Erken emekli olmak isteyen vatandaşa da hak vermek lazım. Ancak kalkınmayı da
hep beraber sırtlamamız gerekiyor…